Türk Dili ve Edebiyatı 3 Konu Anlatımı
Türk Dili ve Edebiyatı 3 Konu Anlatımı, Konu Başlıkları
Edebiyatın Tarih ve Dinle İlişkisi
Türk Edebiyatı’nın Dönemlere Ayrılmasında Başlıca Ölçütler
Türk Edebiyatının Dönemleri
Anlatım Biçimleri
Türklerin Tarih Boyunca Kullandığı Alfabeler
Dede Korkut Hikâyeleri (Kitab-ı Dede Korkut)
Mesnevi
Mantıku’t-Tayr (Gülşennâme)
Halk Hikâyeleri
Dil Bilgisi: Fiilimsiler
İslâmiyet Öncesi Türk Edebiyatı
Dinî-Tasavvufi (Tekke) Halk Edebiyatı
Anonim Halk Şiiri
Âşık Tarzı Türk Halk Şiiri
Divan Edebiyatı
- Gazel
- Konularına göre gazeller
- Kaside
- Kasidenin bölümleri
Şarkı
Dil Bilgisi: İsim Tamlamaları
Destanlar
Efsaneler
- Anadolu kaynaklı efsaneler
Dil Bilgisi: Sıfat Tamlamaları
- Sıfat Tamlamalarının Özellikleri
- İşaret sıfatıyla
- Asıl sayı sıfatıyla
- Sıra sayı sıfatıyla
- Kesir sayı sıfatıyla
- Belgisiz sıfatlarla
- Soru sıfatlarıyla
- Sıfat-fiillerle veya sıfat-fiil guruplarıyla
Edebiyatın Tarih ve Dinle İlişkisi
Yazarlar, eserlerini oluştururken tarihin verilerinden yararlanırlar. Tarihî olaylar, tarih açısından olduğu kadar edebiyat için de önemli kaynaklardır. Buna seyahatnameleri, destanları örnek olarak verebiliriz. Örneğin Oğuz Kağan Destanı’nı incelerken o dönem ile ilgili önemli bilgilere ulaşırız. Dolayısıyla bu tür eserler, tarihçilerin bilgi almak için başvurdukları önemli kaynaklardandır. Edebiyat tarihi, milletlerin yüzyıllar boyunca oluşturduğu edebî eserleri inceler. Ait olduğu milletin duygu ve düşüncede aldığı yolu nesnel olarak değerlendirir. Edebiyat tarihine konu olan sanatçılar incelenirken ait olduğu toplumun özellikleri, tarihî ve sosyal olaylar dikkate alınır. Bilimsel araştırma yöntemleri kullanılır.
Edebiyat, dinle de yakın ilişki içindedir. Türk edebiyatındaki dinî motiflere örnek olarak; Gök Tanrı inancına sahip Göktürklerin, Göktürk Yazıtları’nda inançlarına dair özelliklere yer vermesi gösterilebilir. Edebiyatın dinî hayata etkisine bir örnek de divan edebiyatından verilebilir. Divan şairlerinin dine verdikleri önemi, onların divanlarına besmele ve münacat ile başlamalarından anlıyoruz. Ayrıca Yunus Emre, Hacı Bektaşi Veli, Mevlâna gibi sanatçıların eserlerinde dinî ve tasavvufi konuları işlemeleri hem Anadolu’nun Müslümanlaşmasına hem de İslâmî değerlerin topluma yerleşmesine katkı sağlamıştır. Kısaca dinin günümüze kadar ulaşmasında ve yaygınlaşmasında, edebî eserlerin etkili olduğunu söyleyebiliriz.
Türk Edebiyatının Dönemlere Ayrılmasında Başlıca Ölçütler
- Coğrafî değişim: Kavimler göçüyle birlikte Türklerin Orta Asya’dan batıya doğru yaptıkları göçlerle geniş bir coğrafyaya yayılmaları ve farklı coğrafî ortamlarda bulunmaları, Türk edebiyatını etkilemiştir.
- Kültürel değişim: Türklerin tarih boyunca karşılaştıkları farklı kültürlerden etkilenmeleri Türk edebiyatının dönemlere ayrılmasında önemli bir ölçüttür. Türk edebiyatı, başlangıçtan günümüze kadar esas olarak üç farklı medeniyetin etkisinde gelişmiştir: Orta Asya medeniyeti (Atlı göçebe-bozkır kültürü), İslâm medeniyeti ve Batı medeniyeti.
- Din değişimi: Türklerin Gök Tanrı (Şamanizm), Budizm, Manihaizm gibi dinlerden sonra İslam dinini benimsemeleri Türk edebiyatını derinden etkilemiştir. Özellikle İslâmiyet’in kabulü sonucunda hem içerik hem de şekil bakımından farklı bir edebiyat anlayışı ortaya çıkmıştır.
- Dil değişimi: Coğrafi ve kültürel değişmelere paralel olarak Türkçe’nin lehçe ve şive ayrılıklarıyla birlikte çeşitli dallara ayrılması, Türk edebiyatının dönemlere ayrılmasında etkili olmuştur.
Toplumların yaşadığı coğrafi çevre, toplum hayatında meydana gelen her türlü toplumsal, siyasi değişme ve gelişmeler edebiyatlarını doğrudan etkilemiştir. Savaşlar, göçler, din ve medeniyet değişiklikleri edebiyata farklı farklı biçimlerde yansımıştır. Bunlara bağlı olarak hâlihazırdaki edebiyatın içeriği ve özelliği değişerek yeni bir edebiyat anlayışı ortaya çıkmış ve egemen olmuştur. Bunun sonucunda edebiyat tarihinde dönemler meydana gelmiştir.
“Yazının İcadı”, “Kavimler Göçü”, “İstanbul’un Fethi” ve “Fransız İhtilali” gibi tarihî olaylar, insanlığı etkilemiş ve toplumlarda köklü değişikliklere yol açmıştır. Bu yüzden tarih bilimi insanlığın geçmişini bir bütün olarak ele almakla birlikte dönemlere ayırarak inceler. Edebiyat tarihçileri; tarih biliminde olduğu gibi “Kavimler Göçü”, “İslamiyet’in Kabulü”, “Tanzimat Fermanı’nın İlanı”, “Cumhuriyet’in İlanı” gibi doğrudan toplumsal, siyasal ve kültürel değişme ve gelişmelere neden olan olayları temel alarak Türk edebiyatını, tarih içinde bir bütünlüğe sahip olduğu hâlde dönemlere ayırarak incelerler.
Türk Edebiyatının Dönemleri
- İslâmiyet’ten Önceki Türk Edebiyatı
- a) Sözlü Edebiyat Dönemi
- b) Yazılı Edebiyat Dönemi
- İslâmiyet Etkisindeki Türk Edebiyatı
- a) Divan Edebiyatı
- b) Halk Edebiyatı
- Anonim Halk Edebiyatı
- Âşık Edebiyatı
- Dinî-Tasavvufi Halk Edebiyatı
- Batı Etkisindeki Türk Edebiyatı
- a) Tanzimat Edebiyatı
- b) Servet-i Fünun Edebiyatı
- c) Fecr-i Âti Edebiyatı
ç) Millî Edebiyat
- d) Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı
- İslâmiyet’ten Önceki Türk Edebiyatı
İslâmiyet’ten Önceki Türk Edebiyatı, Türklerin İslâmiyet’i kabul etmeden önce oluşturdukları edebiyattır. Bu dönem edebiyatı yazılı ve sözlü edebiyat olmak üzere ikiye ayırılır:
- a) Sözlü Edebiyat Dönemi
Her millet gibi Türkler de ilk edebî ürünlerini sözlü olarak ortaya koymuşlardır. Sözlü edebî ürünleri; sav, sağu, koşuk ve destanlardır. Bu ürünler yazının henüz kullanılmadığı dönemlerde ortaya çıkmıştır. Bozkurt Destanı bir örnektir.
Sözlü edebiyat, Türklerin göçebe yaşam tarzına dayalı günlük hayatlarında ve özellikle bir araya geldikleri törenlerde oluşturdukları ürünlerdir.
Yarım kafiye ve hece ölçüsüyle söylenen şiirlerin (sagu, koşuk, destan) nazım birimi dörtlüktür.
Şairlere; ozan, kam, baksı, oyun, şaman gibi adlar verilir.
Kahramanlık, savaşlar, tabiat ve aşk temalarının ele alındığı bu dönem şiirleri kopuz denilen saz eşliğinde söylenirdi.
Savlar günümüzdeki atasözlerinin karşılığıdır. Bu sözler Türklerin gelenek, görenek ve inançlarını ortaya koyar. Sözlü edebiyat ürünlerinin birçoğu günümüze kadar Divanı Lügat’it–Türk sayesinde gelmiştir.
- b) Yazılı Edebiyat Dönemi
Hem uygarlık tarihimiz hem de edebiyatımız açısından önemli eserler olan Orhun Abideleri (Yazıtları) 8. yüzyılda yazılmıştır. Yazılı edebiyat dönemi eseridir. Bu yazıtlar dışında Uygurlar Dönemi’nde yazılmış dinî içerikli metinler de vardır. Bu metinler Budizm ve Manihaizm dinlerinin esaslarını anlatan metinlerdir. Bu dönemde yazılan “Prens Kalyanamkara ve Papamkara(İyi Düşünceli Şehzâde İle Kötü Düşünceli Şehzâde), Altun Yaruk ve Sekiz Yükmek” adlı eserler, Budizm’i anlatan dinî metinlerdir. “Irk Bitig” adlı eser ise bir fal kitabıdır.
Yazılı dönemin genel özellikleri şunlardır:
- Türklerin yazıyı kullanmasıyla başlar.
- Eserlerde edebî bir dil kullanılmıştır.
- Bu dönemde yazılan eserler Türk milletinin tarihî, sosyal ve kültürel özelliklerini yansıtır.
- Bu dönemde hem dinî hem din dışı konular işlenmiştir.
- Göktürk Dönemi eserlerde dil yabancı dillerin etkisinden uzaktır. Uygur Dönemi’ne ait eserlerde ise az da olsa yabancı etkiler görülmeye başlanır.
- İslâmiyet Etkisindeki Türk Edebiyatı
İslâm düşüncesi Türk milletinin de fikrî, siyasi ve sosyal yapısı üzerinde etkili olmuştur. Bütün bunların yanında İslâm medeniyeti; Türk edebiyatını da etkilemiştir. Bu özellikle divan edebiyatında açıkça gözlemlenir. Süleyman Çelebi’nin halk tarafından daha çok “Mevlid” olarak bilinen ve asıl adı “Vesîletü’n-Necât” olan mesnevisi İslam etkisinde yazılmış önemli bir eserdir. İslâmiyet Etkisindeki Türk Edebiyatı, kendi içinde divan edebiyatı ve halk edebiyatı biçiminde iki ana döneme ayrılır:
Divan edebiyatı: 13-19. yüzyıllar arasındaki dönemdir. Bu edebiyata, şairlerinin şiirlerini “divan” adı verilen eserlerde toplamaları dolayısıyla divan edebiyatı denir. “Klasik Türk edebiyatı, eski Türk edebiyatı, yüksek zümre edebiyatı” da denilir. Divan edebiyatında nesirden çok nazım önemlidir. Bu edebiyatta şekil ve içerik bakımından belli başlı özellikler vardır: aruz ölçüsünün kullanılması, nazım biçiminin genellikle beyit olması, mazmunlara yer verilmesi…
Halk edebiyatı: Tarih öncesi çağlardan başlayarak zamanımıza dek süregelen sözlü edebiyat geleneğiyle oluşan edebiyattır. Halk edebiyatı ürünleri ya söylendikleri sırada ya da sonradan başkaları tarafından yazıya geçirilmiştir. Halk edebiyatı konu, şekil ve dil bakımından yabancı etkilerden uzaktır. En çok ele alınan temalar; halkın yaşantısının bir parçası olan aşk, tabiat, hasret, yiğitlik ve dinî kavramlar vs.dir. Nazım birimi dörtlüktür. Ölçü, millî ölçümüz olan hece ölçüsüdür. Hecenin en çok 7’li, 8’li ve 11’li kalıpları kullanılmıştır. Daha çok yarım uyak ya da redifle ahenk sağlanır. Daha çok dil halkın kullandığı sade Türkçedir. Türkü, koşma, mâni, ninni, semai, varsağı, destan, ilahi, nefes vb. halk edebiyatı nazım biçimleridir.
Türk halk edebiyatı üç gelenekten oluşmuştur:
- Anonim Halk Edebiyatı
- Âşık Edebiyatı
- Dinî-Tasavvufi Halk Edebiyatı
- Batı Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı
Tanzimat Dönemi, 1839’da Tanzimat Fermanı’nın ilan edilmesiyle başlayan medeniyet, kültür değişikliği ve bu değişikliğin dayandığı Batılılaşma olgusunun belirlediği bir gelişim süreci olarak değerlendirilebilir.
Dönemin belirgin özellikleri olarak; kişilerin alafranga tarzı yaşam biçimlerini, Fransızca öğrenmeye meraklarını, Batı özentisi ve eğitimsizliğin yaratmış olduğu trajikomik olayları sayabiliriz. 19. yüzyılda Batı’daki fikir akımlarıyla da tanıştıktan sonra kültür ve medeniyet değişimi gündeme gelmiş; sosyal, ekonomik ve siyasi hayatta meydana gelen değişiklikler özellikle 1860’tan sonra belli dönemler hâlinde günümüze kadar süren yeni bir edebiyat başlatmıştır. Bu dönemleri şu şekilde sıralayabiliriz:
- a) Tanzimat Edebiyatı
- b) Servet-i Fünun Edebiyatı
- c) Fecr-i Âti Edebiyatı
ç) Millî Edebiyat
- d) Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı
Anlatım Biçimleri
Anlatım Biçimleri
| Betimleyici anlatım
| Varlıklar, okuyucunun gözünde, zihninde canlanacak şekilde ayırt edici nitelikleriyle resim çizer gibi anlatılan biçimdir. |
| Öyküleyici anlatım | Tasarlanmış veya yaşanmış bir olay başkalarına sözle ya da yazıyla anlatılan anlatım biçimdir. |
| Açıklayıcı anlatım | Bilgi vermek amacı ile oluşturulmuş, okuyucuyu bilgilendirmek ve ona bir şeyler öğretmek amacıyla yazılmış anlatım biçimidir. |
| Tartışmacı anlatım
| Herhangi bir düşünceyi savunmak, okuyucuyu ya da dinleyiciyi bu düşünceye inandırmak için yazılan anlatım biçimidir. |
Agâh Sırrı Levent
1894’te Rodos’ta doğdu. İlköğrenimini Edirne İlkokulunda, ortaöğrenimini Mülkiye Ortaokulu ve Konya Lisesinde, yüksek öğrenimini ise İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde yaptı . Roman ve hikâye (öykü) türünde eserler verdi. Daha sonra edebiyat tarihi araştırmaları yaptı. Eserleri: Edebiyat Tarihi Dersleri, Maarifimiz ve Millî Terbiyemiz, Eserler ve Şahsiyetler, Divan Edebiyatı, Nâbi’nin Sûrnâmesi, Nev’î-zâde Atâyî’nin Hilyetü’l-Efkâr’ı …
Türklerin Tarih Boyunca Kullandığı Alfabeler
- Göktürk Alfabesi
Göktürkler tarafından oluşturulan bu alfabe, 38 harften meydana gelmektedir. Dördü sesli olup sekiz sesi karşılar, geri kalan harfler sessiz harftir. Sağdan sola doğru yazılır.
- Uygur Alfabesi
Uygurlar tarafından kullanılmıştır. 18 işaret ve sembolden meydana gelmiştir. 4 sesli harf geri kalan harfler ise sessiz harf olarak bilinir. Sağdan sola ve harfler birbirine bitişik olacak şekilde yazılır.
- Arap Alfabesi
Türklerin İslamiyet’i kabulünden sonra bu alfabe ön plana çıkmış ve yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Arap alfabesi 28 harftir ancak Türklerin kullandıkları 31 ile 36 harften meydana gelmektedir. Sağdan sola yazılır.
- Kiril Alfabesi
Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra Türki Cumhuriyetlerin kavuştukları bağımsızlıklarıyla birlikte bugün yalnızca Kırgızistan ve Kazakistan gibi birkaç Türk devletinde kullanılan alfabedir. Kiril Alfabesi hem şekil hem sembollerden oluşur ve 38 harflidir. 11 sesli harfi olan Kiril alfabesi soldan sağa doğru yazılır.
- Latin Alfabesi
1 Kasım 1928’de Latin alfabesinden, Türk dilinin özelliklerini belirten işaretlere de yer vererek “Türk harfleri” adıyla kabul edilmiştir. 8 sesli harf bulunur geri kalan ise sessiz harftir. Türkiye ve Avrupa Türkleri tarafından kullanılan bu alfabenin öğrenilmesi, kullanılan diğer alfabelere göre daha kolaydır.
Dede Korkut Hikâyeleri (Kitab-ı Dede Korkut)
Oğuz Türklerinin diğer Türk boylarıyla Rum, Abaza ve Gürcülerle yaptıkları savaşlara ait destansı hikâyelerdir.
12 ve 13.yy.da oluşmaya başlamış, 15.yy.da yazıya geçirilmiştir. Hikâyelerin yazarı belli değildir. Dede Korkut hikâyelerinin iki yazma nüshasının biri Almanya’da Dresden Kütüphanesi’nde diğeri ise Vatikan’dadır.
Dede Korkut Hikâyeleri on iki hikâye ile bir ön sözden oluşmuştur. Hikâyelerde olaylar nesir, kahramanların duygu ve düşünceleri ise nazımla dile getirilmiştir. Arı bir dil kullanılmış ve olağanüstü olaylara yer verilmiştir.
Hikâyelerden Dede Korkut’un kişiliği ile ilgili bilgilerden onun; soy soylayan, boy boylayan, hikmetli sözler sahibi bilge bir ozan olduğunu görürüz. O, Oğuz beylerinin ve halkın töresini, geçmişini bilen, halkın her müşkülünü halleden geleneksel bir eğitici, yol gösterici ve akıl hocasıdır. Dede Korkut sayılan, sevilen bir insandır.
Muharrem Ergin
1923 yılında Azerbaycan’ın Ahıska bölgesinde doğdu. 1943 yılında Balıkesir Lisesini ve 1947 yılında İ.Ü.Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi. Bir süre öğretmenlik yaptıktan sonra mezun olduğu bölüme asistan oldu (1951). 1963’te doçent, 1971’de profesör oldu. Bölüm başkanlığı yaptı. Eserleri: Dede Korkut Hikâyeleri-Dede Korkut kitabı, Orhun Abideleri, Türk Dili Kompozisyon, Üniversiteler için Türk Dili…
Mesnevi
– İran edebiyatından alınmış bir nazım biçimidir.
– Beyitlerden oluşan bu nazım biçiminde uyak örgüsü aa, bb, cc … şeklindedir.
– Beyit sayısı sınırsız olduğundan aruz ölçüsünün kısa kalıpları kullanılır.
– Bir şairin beş mesneviden oluşan eserler bütününe ‘’hamse’’ denir.
– Dünya edebiyatında ilk hamse sahibi sanatçı ‘’Nizami’’, Türk edebiyatında ise Ali Şir Nevai’dir.
Türk Edebiyatındaki Önemli Mesneviler
SAYFA 39DAKİ TABLO EKLENECEK
Gülşehrî
Türk Edebiyatının 14. yüzyıldaki en önemli şairlerinden biridir. Hayatı hakkında pek fazla bilgi bulunmayan şairin Ahi Evren’in müritlerinden olduğu ve Kırşehir’de kurduğu tekkede Mevlevî tarikatını yaymaya çalıştığı bilinmektedir.
Yaşadığı döneme göre oldukça duru bir dile ve zengin bir hayal gücüne sahip bir şairdir. Nitelemeleri ve tasvirleri ile dikkat çeken ve çekici bir üsluba sahip olan şairin eserlerinde Mevlânâ’nın etkisi görülür. Özenilmiş bir üslupla yazan ve öğretici olmasının yanında lirik nitelikler gösteren şair, sanat değeri bakımından da çağının önde gelen edebî şahsiyetlerindendir. Tasavvufî konuları usta bir ifadeyle yazan şairin dili; temiz, itinalı, sade ve güzeldir. Aynı zamanda vezni kullanışı da iyidir. Nazım tekniğine mümkün olduğu kadar dikkat ettiği ve mısralarına güzel bir ses vermeye çalıştığı görülür.
Eserleri: Felekname, Aruzı Gülşehrî, Keramat-ı Ahî Evran, Kudurî Tercümesi, Şiirler, Mantıku’t-Tayr…
Mantıku’t-Tayr (Gülşennâme)
– Gülşehrî’nin “Mantıku’t-Tayr”adlı eseri, Feriduddin Attar’ın aynı adlı eserinden çeviridir.
– Gülşehrî eserini Türkçenin gücünü ölçmek için yazmıştır. O hemen her bendin sonunda kendi ismine övünerek yer vermiş, Türkçe ve dil sevgisini göstermiştir.
– Eser münazara tarzında olduğu için akıcı ve sürükleyicidir.
– Alegorik (temsilî) bir eser olan Mantıku’t-Tayr’da çeşitli sebeplerle Hüthüt’ün ağzından nasihatlara ve dinî uyarılara yer verilir. Ayrıca tasavvufi terimler sıkça kullanılmıştır.
– Eserde, İslamiyet’teki vahdetivücut inancı esas alınmıştır. Çeşitli türden kuşların toplanarak Simurg’un huzuruna gidip yolunda gitmeyen şeyler için yardım istemeye karar vermeleri ve Hüthüt’ün başkanlığında padişahları Simurg’u aramaları hikâye edilerek anlatılmıştır. Sembolik olarak kuşlar insanları, Hüthüt aklı ve Simurg da Allah’ı temsil etmektedir.
Halk hikâyeleri
Gerçek ya da gerçeğe yakın olayların anlatıldığı uzun soluklu edebî türdür. Âşıklar tarafından nazım-nesir karışık bir ifade ile anlatılarak nesilden nesile aktarılan anonim ürünlerdir.
Halk hikâyeleri, edebiyatımızda 16. yüzyıldan itibaren görülür. Aşk, sevgi, kahramanlık, dinî konular etrafında sözlü olarak gelişen anonim hikâyelerin çoğunluğu türkülüdür. Zamanla efsane, menkıbe, masal, destan gibi halk edebiyatı mahsulleriyle de beslenerek gelişmiştir. Halk hikâyeleri, İslamiyet öncesi Türk edebiyatındaki destanın, divan edebiyatındaki mesnevinin, günümüzde ise roman ve hikâyenin karşılığıdır. Halk hikâyelerini aşk ve kahramanlık konusunu işleyenler olarak ayırabiliriz:
Aşk hikâyeleri: Toplum hafızasında uzun süre yaşayan aşkların hikâyeleştirildiği, sevgi temalı halk hikâyeleridir. Bu hikâyelere Âşık Garip, Kerem ile Aslı, Arzu ile Kamber, Tahir ile Zühre, Ercişli Emrah ile Selvihan vb. örnek verilebilir.
Kahramanlık hikâyeleri: Tarihe mal olmuş kahramanları veya dinî açıdan önemli kabul edilen erdemli kişileri konu edinen halk hikâyeleridir. Bu hikâyelere Danişment Gazi ile ilgili hikâyeler, Hayber Kalesi, Van Kalesi gibi Hz. Ali ile ilgili hikâyeler örnek verilebilir.
Kerem ile Aslı Hikâyesi
– 16. yy.da ortaya çıktığı tahmin edilen halk hikâyesidir. Azerbeycan, Ermenistan ve Anadolu’da söylenmiş birkaç farklı hikâye şeklinde karşımıza çıkar.
– Tüm halk hikâyelerinde olduğu gibi nazım, nesir karışık olarak verilmiştir.
– Hikâyede âşıklık geleneği olan pir dolusu bade içme motifi vardır. Bade içen kahraman iyi bir şair olur ve sevdasından asla vazgeçmez. Hikâyede padişahın hanımının rüyasında gördüğü bahçıvan, Hızır’ı temsil eder ve Kerem ne zaman darda kalsa ona yardım eder. Ayrıca hikâyede âşıklık geleneği olan mahlas (takma isim) kullanma da vardır. Mahlası aldıktan sonra gerçek hikâye başlar ve yeri geldiğinde hem başkahramanlar Kerem ile Aslı hem de diğer canlılar (ceylan, dağ, nehir…) birbirleriyle saz eşliğinde atışırlar.
Türk halk hikâyeleri genel olarak beş bölümden oluşur:
- Fasıl: Âşık bu bölümde dinleyiciyi hazırlamak, ustalığını göstermek ya da dinleyenlerin isteklerine cevap vermek için bir divani söyler. Ardından cinaslı bir türkü, ardından da olağanüstü bir konunun yer aldığı bir tekerleme söyler.
- Döşeme: Manzum veya mensur cümlelerden oluşan kalıplaşmış bir giriştir. Hikâyenin geçtiği yer ve zaman, hikâyenin kahramanları ve bunların aileleri tanıtılır.
- Hikâyenin asıl konusu: Aşk hikâyelerinde âşığın sevgilisine kavuşmak için çektiği sıkıntılar; dinî-destani hikâyelerde ise din ve kahramanlık konuları ağır basar.
- Sonuç ve Dua: Aşk hikâyelerinin büyük bir çoğunluğunda sevgililer kavuşamaz. Hikâyenin sonunda dua edilerek hikâye bitirilir.
- Efsane: Bu bölümde ise kavuşamayan sevgililerin öbür dünyada kavuşacakları anlatılır.
Halk Hikâyelerinin Özellikleri:
- Aşk, sevgi ve kahramanlık gibi konular işlenir.
- Âşıklar olayları saz çalarak, taklitler yaparak anlatırlar.
- Hikâyede olağanüstü olay ve kişilere yer verilebilir.
- Halk hikâyeleri sözlü gelenek ürünleridir yani anonimdir.
- Halk hikâyeleri 16. yüzyıldan itibaren destanın yerini almıştır.
- Halk hikâyelerinde nazım-nesir (şiir ve düzyazı)karışıktır.
- Anlatmaya bağlı bir türdür.
- Girişlerde, masallardaki kadar olmasa da kalıplaşmış sözler kullanılır.
- Halk hikâyesinin içinde masal, efsane, fıkra, dua, beddua, deyim, atasözü, bilmece gibi halk kültürü ögelerine rastlanabilir.
- Özel anlatıcıları vardır. Meddahlar veya âşıklar tarafından anlatılır. Anlatıcıları okuryazar, az çok kültürlü kişilerdir.
- Kahramanların yaptığı dua ve beddualar mutlaka kabul edilir. Kahramanın en büyük yardımcısı Hz. Hızır, ondan sonra attır.
- Kahramanlar genellikle dört şekilde âşık olur: rüyada görme, aynı ortamda büyüme, bade içme, resmine bakarak veya ilk bakışta.
Eflatun Cem Güney
1896 yılında, Hekimhan’da doğdu. Eflatun Cem Güney, geleneksel halk hikâyelerimizi ve masallarımızı derledi. Kendisi de masallar yazdı. Danimarka’da bulunan Andersen Kurumu; “Açıl Sofram Açıl” ve “Dede Korkut Masalları” adlı eserleriyle yazara, Dünya Çocuk Edebiyatı Onur Belgesi verdi. 1981 yılında öldü.
Eserleri: Halk Şiiri Antolojisi, Dertli Kaval, En Güzel Türk Masalları, Halk Türküleri…
Tanzimat Dönemi’nde Hikâye
Hikâyeye bugünkü anlamda ilk edebî kimlik kazandıran İtalyan yazar Boccacio (Bokasyö)’dür.16. yy.da yazdığı “Decameron (Dekameron)”adlı eseriyle ilk hikâye örneğini vermiştir.18. yy.da Voltaire’in (Volter) geliştirdiği bu tür Rönesans’ın etkisiyle, 19.yy.da edebiyatın en yaygın türlerinden olmuştur. Alphonse Daudet (Alfonso Dode) ve Guy de Maupassant (Giy dö Mopasan) gibi Fransız yazarlar bu türün güzel örneklerini ortaya koymuşlar. Edgar Allan Poe (Edgır Elın Po), Mark Twain (Mark Tvain), John Stainbeck (Con Ştanbek), Anton Çehov gibi sanatçılar mizahi hikâyeleriyle bu türü daha da sevilir hâle getirmişlerdir.
19.yy.da Tanzimat’la gelen yeniliklerle birlikte Emin Nihat, on iki parçadan oluşan “Müsameratname” adlı eseriyle Batılı anlamda ilk hikâye denemesini yazar ancak bu hikâyeler “Binbir Gece Masalları”nı hatırlatır niteliktedir. Batılı anlamda ilk hikâye örneğini Ahmet Mithat Efendi “Letâif-i Rivâyât” (söylenegelen güzel şeyler ) adlı eserini yazarak vermiş; “Kıssadan Hisse” ile bu türü geliştirmiştir.
Tanzimat hikâyesinde işlenen önemli temalar: tutsaklık, zorla yapılan evliliklerin doğurduğu acı ve sonuçlar; Batı uygarlığı ile Osmanlı uygarlığı arasındaki farklar, kadın erkek ilişkileri gibi temalardır. Eserler genel olarak duygusal ve acıklı konular üzerine kurulmuştur. Kahramanlar çoğu zaman ilk görüşte âşık olurlar.
Kahramanlar çoğu zaman tek yönlüdür. İyiler tamamen iyi, kötüler de tamamen kötüdür. Olayların sonunda, çoğu zaman iyiler ödüllendirilir, kötüler ya da suçlular ise cezalandırılır. Yer ve çevre tasvirleri çoğu zaman eseri süslemek için yapılır.
Sami Paşazâde Sezai, küçük olayları konu alan hikâyeleri ile modern hikâye türünü, Türk edebiyatına kazandırmıştır. Sami Paşazâde Sezai’nin “Küçük Şeyler” adlı eserine Batı edebiyatındaki hikâyelerle benzer özellikler gösteren modern hikâyenin Türk edebiyatındaki ilk olgun örnekleri denilebilir. Sami Paşazâde Sezai “Küçük Şeyler” adlı kitabı ile Servet-i Fünun yazarlarını etkilemiştir. Yazılarında romantizm ile realizmi birleştirmiş “sanat için sanat” anlayışıyla eserler vermiştir. “Düğün” hikâyesi esaret temi üzerine kurulu bir metin olarak dönemin birçok eserinde görülen köle ticareti konusunu işler.
Sami Paşazâde Sezai
1859 yılında doğmuştur. Fransız sanatçı Alphonse Daudet’den esinlenerek yazdığı kısa hikâyelerle Türk edebiyatında Batılı anlamda ilk hikâye (Küçük Şeyler) örneklerini yazmıştır. İlk romanı olan ve kendisine büyük ün sağlayan “Sergüzeşt”, Türk edebiyatında romantizmden realizme (gerçekçiliğe) geçişin başarılı örneklerinden biri sayılır. Hikâye ve romanlarında halkın içinden kahramanları kendi dilleri, çevreleri ve günlük yaşamlarıyla yansıtmıştır. Hikâye ve romanlarında dönemine göre güçlü bir tekniğe sahiptir. Küçük, önemsiz ve şaşırtıcı konuları; ruh, çözümlemeleriyle, doğal ve günlük konuşma diliyle işler. Şiirlerinde romantizmin, roman ve hikâyelerinde realizmin izlerini görmek mümkündür.
Eserleri: Şîr, Rumuzu’l Edep, İclal, Küçük Şeyler, Sergüzeşt…
Millî Edebiyat Dönemi’nde Hikâye
Millî Edebiyat Dönemi hikâyelerinin ortak özellikleri ülke sorunlarına ağırlık vermek, bunların üstesinden gelebilecek kahramanlar ve düşünceler geliştirmek, betimleme ve çözümlemede gerçekçiliğe doğru gitmektir. Teknik yönden başarılı hikâyeler yazılmıştır.
İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra gelişen Millî Edebiyat akımıyla birlikte hikâyede toplumsal ve siyasi sorunlar işlenmeye başlanmıştır. Türkçeden yabancı kelimelerin temizlenmesi, yazıda konuşma dilinin hâkim olması, taşra yaşamının gerçekçi bir üslupla edebiyata taşınması gibi özelliklerle bilinen bu dönemde Ömer Seyfettin, Türk hikâyeciliğinde yeni bir çığır açmıştır.
Ayrıca bu dönemde; Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Bir Serencam; Halide Edip Adıvar, Harap Mabetler; Reşat Nuri Güntekin, Gençlik ve Güzellik; Refik Halit Karay, Memleket Hikâyeleri gibi isimler ve eserleri görülür. Bu dönem sanatçıları, hikâyelerini Maupassant tekniğine göre yazmış ve bu konuda kendilerinden sonra gelen hikâyecilere örnek olmuşlardır.
Hikâyelerde; Anadolu insanının içinde bulunduğu ağır savaş koşullarının getirdiği acılar ve yoksulluk, Türkçülük, ilerleme-çağdaşlaşma, batıl inançlar ve cehalet gibi temalar işlenmiştir.
Dil Bilgisi
Belirli eklerle fiillerden türeyen; isim, sıfat ve zarf olarak kullanılabilen kelimelere fiilimsi (eylemsi) denir. Fiilimsiler bazı yönlerden fiillere benzer ancak çekime girmez.
- Fiilimsiler ek fiil alarak yüklem olabilir.
- Fiilimsiler cümle içinde isim, sıfat, zarf gibi görevlerde kullanılabilir.
- Fiilimsiler “-ma, -me” olumsuzluk ekini alabilir.
Çok okuyarak kendini geliştirdi. (zarf-fiil)
Yürümek insanı dinç tutar. (isim-fiil)
Akacak kan damarda durmaz. (sıfat-fiil)
Fiilimsiler üç başlıkta incelenir:
- İsim-Fiil (Ad Eylem):
Fiillere getirilen “-ma, -ış, -mak” ekleriyle türetilen bir eylemin, oluşun, kılışın adı olan kelimelerdir. İsim-fiiller bir eylemin ismi olur. Örneğin “yürümek” kelimesi bir eylemdir, -mek isim-fiil ekiyle eylemin adı olmuştur.
- Mor atlas üzerine işleme ne kadar yaraşıyor.
- Yaptıkları kötülük ortaya çıkarsa Dirse Han’ın kendilerini öldüreceğinden korkarak ondan önce davranmak düşüncesi ile Dirse Han’ı dövüp esir ederler.
- Çaldıran’da kırılacak olan gururu, bugün bu Türkün ateş bakışları altında erimişti.
Uyarı: İsim-fiil eki aldığı hâlde kalıplaşarak isim hâline gelmiş bazı kelimeler de vardır. Ancak bunlar isim-fiil olarak kabul edilmez:
Kazmayı taşa vurdu.
Dondurma yemenin mevsimi yoktur.
Yemeklerden en çok yaprak sarmasını severim.
Çıkış noktasını bulabildin mi?
Sallama çay, demleme çayın yerini tutmuyor.
- Sıfat-Fiil (Ortaç)
Fiil kök ve gövdelerine gelen eklerle (-an, -ası, -mez, -ar, -dik, -ecek, -miş)türeyen, cümle içinde sıfat göreviyle kullanılan kelimelerdir. Sıfat-fiiller niteleme sıfatı olarak kabul görürler.
Çift badem sığmayan dar ağızlım.
Mirza, şahiniyle ava çıktığı bir gün, bıldırcın kovalayan şahin bir bahçeye girer.
Bilinmez bir yere doğru gidiyordu.
O, eli öpülesi insanlardan birisidir.
Adlaşmış sıfat; bir sıfatın, nitelediği ismin yerini tutmasıdır. Örneğin, “genç insan” tamlamasındaki sıfat (genç), nitelediği ismin (insan) yerini “Genç, çok çalıştın bugünlerde.” cümlesindeki gibi tutacak olursa bu cümledeki “genç” adlaşmış sıfat olur. Çünkü kendisinden sonra gelen ismin söylenmesine gerek duyulmayıp onun yerini tutmuştur.
Adlaşmış sıfat-fiil kavramını tanımlayacak olursak “sıfat-fiil” eklerinden birini alan fiil kök veya gövdelerinin kendisinden sonra gelen isimlerin yerini tutmasıdır. Adlaşmış sıfat-fiiller, adlaşmış sıfatların bir türüdür. Normalde sıfat-fiillerden sonra mutlaka bir isim gelmelidir. Fakat adlaşmış sıfat-fiillerde bu isim kaybolur.
Gelecekten çok umutluyuz. (gelecek günler)
Uyarı: Bazı sıfat-fiiller kalıplaşarak isimleşmiştir.
İşime dolmuşla gidiyorum.
Yerli malı için 2 kg yemiş aldık.
Uyarı: Sıfat-fiil eklerini alan kelimeler ile zaman ekini almış fiiller birbiriyle karıştırılmamalıdır.
Yaşlanmış ağaçlarla genç olanları ayırabiliyor musun? (sıfat-fiil)
Görmeyeli Ali amca bayağı yaşlanmış. (fiil)
Zarf-Fiil (Bağ Fiil, Ulaçlar)
İsim-fiil ve sıfat-fiiller gibi fiillerden türeyen, cümlede zarf tümleci olarak kullanılan ve genellikle yüklemi durum ya da zaman yönünden niteleyen fiilimsilerdir. Zarf-fiil ekleri şunlardır: “-ken, -alı, -madan, -ince, -ip, -arak, -dıkça, -e…-e, -r…-maz, -casına, -meksizin, -dığında, -esiye”.
Allah ona devlet üstüne devlet vermiş, dünyalık üstüne dünyalık vermiş ama gel gelelim yerini, yurdunu tutacak bir evlat vermemiş; bu yüzden yaşı başı ilerledikçe gamı, kasaveti de artıyor, düşündükçe düşünüyor, kurdukça kuruyormuş.
Kalkarak yiğitlerim yerinizden doğrulun, bu garaip bana ya bendendir ya hatundandır dedi.
Ömer Seyfettin (1884-1920)
Balıkesir, Gönenlidir. Millî Edebiyat akımının en önemli temsilcilerindendir. Eserlerin Türkçe yazılması gerektiğini savundu. Arapça ve Farsça kelimelerin yerine Türkçe karşılıklarını kullandı.
“Falaka, Yalnız Efe, Hâtiften Bir Seda, Keramet” gibi hikâyelerinde cehalet ve taassubu, kahramanı “Efruz Bey” olan hikâyelerinde de aldıkları yabancı kültürle benliğini kaybetmiş, yozlaşmış sahte aydınları ele almıştır. Bir kısım hikâyelerinde ise Türklerde millî bilinci uyandırma amacını güttüğü görülür. Bu tip hikâyelerinden en çok tanınmış olanları “Beyaz Lâle, Bomba, Hürriyet Bayrakları, Bahar ve Kelebekler, Primo Türk Çocuğu ve Kızıl Elma” dır.
Bazı hikâyelerinde konular, Osmanlı tarihinin kahramanlık olaylarından alınmıştır: “Başını Vermeyen Şehit, Pembe İncili Kaftan, Forsa, Topuz…”, “Gizli Mabet” adı altında topladığı hikâyelerinde ise Batı’nın, Doğu’yu ne kadar yüzeysel bilgilerle tanıdığı eleştirilmiştir.
Eserleri; Nakarat, İlk Namaz, Çanakkale’den Sonra, Mefkûre, Herkesin İçtiği Su…
İslâmiyet öncesi Türk edebiyatı
İslâmiyet öncesi Türk edebiyatı Türklerin İslâmiyet’i kabulünden önceki dönemlerde oluşturdukları edebiyata verilen isimdir.
Sözlü Edebiyat Dönemi: Eski Türk topluluklarının sığır, şölen ve yuğ adını verdikleri törenlerden doğan ürünlerdir. Bu törenler şaman, kam, baksı, oyun ve ozan adını alan kişiler tarafından yönetilir, bunlar sazlarıyla bu törenlerde bazı destan parçalarını veya koşuk, sagu adı verilen şiirleri söylerlerdi.
Koşuk: Sığır denilen sürek avları sırasında söylenen şiirlerdir. Daha çok doğa, aşk, savaş ve yiğitlik gibi temalar işlenir. Nazım birimi dörtlüktür. Bu şiirlerde düz kafiye kullanılır: aaaa, bbba, ccca… (aaab cccb dddb). Bu türün halk edebiyatındaki karşılığı koşma, divan edebiyatındaki karşılığı ise gazeldir.
Sagu: “Yuğ” adı verilen törenlerde, ölen kişilerin erdemlerini ve duyulan acıları dile getiren şiirlerdir. Şekil olarak koşukla aynıdır. Halk edebiyatında ağıt, divan edebiyatında mersiyenin karşılığıdır.
İlk İslâmî ürünler; Kutadgu Bilig (11. yy.), Divan-ı Lügati’t Türk (11.yy.), Atabet’ül Hakayık, Divan-ı Hikmet (12.yy).
Kutadgu Bilig
Kutadgu Bilig bilgiye, akla, adalete, dünyaya ve ahirete, hayata ve ölüme, Türk devlet geleneğine ve teşkilatına yönelik bilgiler, saptamalar ve değerlendirmeler içerir. Bununla birlikte ideal bir devlet yönetiminin nasıl olması gerektiğini anlatır. Yusuf Has Hacip tarafından yazılan mutlu olmanın yollarını anlatan ve devlet yöneticilerine öğütler içeren eser, Türk Edebiyatı’nın ilk mesnevisidir. Özellikleri:
- İslâmî Dönem Türk Edebiyatının ilk eseridir.
- Edebiyatımızda ilk mesnevi örneğidir.
- Edebiyatımızda aruz ölçüsüyle yazılan ilk eserdir.
- Edebiyatımızda ilk didaktik (öğretici) eserdir.
- İlk siyasetnâme örneğidir.
- Mutluluk veren bilgi anlamına gelir.
- Tabgaç Buğra Han’a sunulmuştur.
- Hakaniye Türkçesiyle yazılmıştır.
- Alegorik bir eserdir.
- Üç nüshası vardır: Mısır, Viyana, Fergana.
Kutadgu Bilig, dört kişinin karşılıklı konuşmalarla dört kavramı simgelemesi üzerine kurulmuştur. Yusuf Has Hacip eserinin baş kısımlarında bu dört kişiden bahseder ve onları okuyucuya tanıtır. Bu kişiler şunlardır:
- Kün Togdı: Hükümdar “doğan güneş” ; adaleti, doğruluğu temsil eder.
- Ay Toldı: Vezir “dolunay” ; saadeti, mutluluğu temsil eder.
- Ögdülmiş: Vezirin oğlu “övülmüş”, aklı temsil eder.
- Odgurmış: Vezirin kardeşi “uyanmış” ; akıbeti, hayatın sonunu temsil eder.
Divanu Lügati’t-Türk
Kaşgarlı Mahmut, geniş bir araştırma sonucunda meydana getirdiği eserine XI. yüzyıl Orta Asya Türk halkı arasında yaşamakta olan halk edebiyatı ürünlerinden canlı örnekler de almış, böylece birçok kültür malzemesinin yok olmasını önlemiştir. Bu örnekler birtakım atasözlerinden, sosyal ve ahlaki manzumelerden, koşuklardan, sagulardan ve destanlardan seçilmiş parçalardan meydana gelir. Divanu Lügat’it-Türk’teki halk edebiyatı örneklerinden bir kısmı da yazarın yaşadığı çağa yakın zamanlara ait destanlardan alınmıştır. Eserde yer alan tabiat güzellikleri, av eğlenceleri, aşk heyecanları ve sosyal-ahlaki konuların İslamiyet’ten sonraki halk edebiyatına ait örnekler olduğu düşünülmektedir. Divanu Lügati’t-Türk’te Türkçe kelimelerin sayısı 7500’den fazladır.
Atabet’ül Hakayık
Edip Ahmet Yüknekî tarafından ahlak ve din konularını öğretmek amacıyla yazılan didaktik bir eserdir. Bir gelenek olan zamanın hükümdarına, Muhammed Dad İspehsalar Bey’e, sunulmuştur.
- Dörtlüklerden oluşur.
- Hakaniye lehçesiyle yazılmıştır.
- 40 beyit ve 101 dörtlükten oluşur.
- Beyitler kaside biçiminde düz kafiye örgüsüyle “aa, ba, ca, da…” şeklinde dörtlükler ise mâni tipi uyak örgüsüyle yani aaba şeklinde yazılmıştır.
- Bugüne kadar dört nüshası bulunabilen bu eserin hem Uygurca hem de Arapça kaleme alındığı görülmüştür.
- Sekiz bölümden oluşmuştur. Bunlar “Allah’a, Hz.Muhammed’e, dört halifeye, hükümdara övgü olarak dört bölümle başlar. Sonraki bölümlerde ise “bilgelik-cahillik, dili tutmanın yararı ve yolları, cömertlik cimrilik ve hırs” konuları işlenir.
- Ayet ve hadislerle desteklenir. Kutadgu Bilig bu göre dil bakımından yalın kalmıştır.
Divan-ı Hikmet
Ahmet Yesevî, hayatının sonuna kadar İslâm tasavvufunun savunucusu olmuş, Yesevîye tarikatını kurarak Anadolu’da İslâmiyet’in yayılmasında etkili olmuştur.
- yy.da Dinî-Tasavvufi Halk Edebiyatı’nın kurucusu kabul edilen Ahmet Yesevî tarafından söylenmiş “hikmet” adı verilen şiirlerin toplandığı eserdir. Ahmet Yesevi’den neredeyse 900. yıl sonra bize kadar ulaşan “Hikmetler” Türk dünyasının manevi hayatında çok önemli bir yere sahiptir.
- Hakaniye lehçesiyle yazılmıştır.
- Arapça ve Farsça kelimeler de bulunmaktadır.
- Eserde hem dörtlüklere hem de beyitlere yer verilerek hem hece hem de aruz kullanılmıştır.
- 144 dörtlük ve bir münacaattan oluşur.
- Şiir türü olarak lirik ve didaktik özellikler taşıyan hikmetlerde işlenen konular tamamen dinî içeriklidir.
Dinî-Tasavvufi (Tekke) Halk Edebiyatı
Türklerin İslamiyet’i kabulünden sonra 12. yüzyılda Türkistan’da Ahmet Yesevî ile başlayan halk edebiyatı koludur. 13. yüzyılda şeyhler tekkelerini kurmuş, Mevlevilik ve Bektaşilik gibi tarikat çevreleri oluşmuştur. Mevlana’nın tasavvuf anlayışı etrafında şekillenen Mevlevilik, daha çok aydın kesimde ve şehir, kasaba merkezlerinde yayılmıştır. Hacı Bektaş Veli’nin tasavvuf anlayışı etrafında şekillenen Bektaşilik, daha çok halk tabakası arasında yayılmıştır.
Tekke edebiyatı nazım türlerinden ilahi, dinî-tasavvufi halk edebiyatında Allah’ı övmek, ona yalvarmak için yazılan şiir türüdür. Özel bir ezgiyle söylenir. Hecenin 7, 8 veya 11’li kalıbı kullanılır. Uyak örgüsü düz veya çapraz şeklindedir. Divan edebiyatında tevhid ve münacaatın karşılığı sayılır. İlahiler tarikatlara göre adlar alır:
Mevleviler – ayin, Bektaşiler – nefes, Gülşenîler – tapuğ, Halvetiler – durak, öteki tarikatlar -cumhur \ ilahi derler.
Tasavvuf, nefsi kötü istek ve duygulardan arındırarak Allah’a yaklaşma, kudret ve sıfatları ile Allah’ı tanıma ve sevmeye dayalı bir dinî öğretidir. Tasavvufta dünyaya önem vermeme, başkalarını kendine tercih etme, azla yetinme, ibadette samimi ve coşkulu olmak esastır.
Nefes, Bektaşî şairlerin tasavvufi şiirleridir. Nazım birimi dörtlük, ölçü hecedir. Düz uyak örgüsü ve yarım uyak kullanılır. Nefeslerde genellikle Hz. Muhammed ve Hz. Ali için övgüler bulunur.
Yunus Emre
Yunus Emre, tasavvufi halk edebiyatının ve ilahi türünün en büyük sanatçısıdır. 1240-1320 yılları arasında yaşadığı tahmin edilmektedir. “Divan” ve “Risalet’ün Nushiyye” adlı iki eseri vardır. Hacı Bektaş ve Taptuk Emre’nin dergâhında hizmet etmiştir. Son derece sade bir üslupla derin anlamlara sahip dizeler yazmıştır. Halk dilinin deyiş ve özelliklerini de şiirlerinde kullanmıştır. Şiirlerinde hem dörtlük hem beyit nazım birimine hem hece hem de aruza yer vermiştir. Anadolu’da o kadar çok sevilmiştir ki birçok yerde mezarı olduğu iddia edilmiştir. Şiirlerinde temel nokta aşk ve hoşgörüdür. İlahi türünün en güzel örneklerini vermiştir. Çoğunlukla hece ölçüsü kullanmıştır. “Risaletü’n Nushiyye” adlı eseri aruz ölçüsüyle yazılmıştır. Bütün insanlığı kucaklayıcı felsefesinden dolayı UNESCO, 1991 yılını Yunus Emre Sevgi Yılı ilan ederek şairimizin dünyaca tanınmasını sağlamıştır.
Eserleri: Divan, Risaletü’n Nushiyye (Nasihatler Kitabı).
Pir Sultan Abdal
Pir Sultan Abdal 16. yüzyılda yaşamış halk ozanıdır. Pir Sultan Abdal’ın asıl adı Haydar’dır ve Horasan’dan çıkıp Sivas’a göç eden bir Türkmen aşiretine mensuptur. Dizeleriyle halkın gönül kapılarını açan, şiirlerinde samimi, anlaşılabilir bir dil kullanan Pir Sultan halk edebiyatımızın önemli bir saz ve söz ustasıdır. Şiirlerinde Allah, Hz. Muhammed, Hz. Ali, On İki İmam, ehlibeyt sevgisinin yanı sıra tabiat ve insan sevgisini, yaşadığı dönemdeki toplumsal sorunları konu etmiştir. Pir Sultan Abdal’ın birçok şiiri bulunmaktadır.
Anonim Halk Şiiri
Halkın içinde ortaklaşa bir şekilde oluşturulan anonim ürünleri içeren edebiyattır. Bu edebiyatta mâni, türkü, bilmece, ninni, ağıt gibi kimin tarafından oluşturulduğu bilinmeyen ürünler yer alır. Bu ürünleri ortaya koyan birileri mutlaka vardır. Zamanla bu ürünlerin sahipleri unutulmuştur ve ürünler halkın ortak malı olmuştur.
Mâni
Anonim Türk halk edebiyatının tek dörtlükten oluşan nazım şeklidir. Mânilerezgiyle söylenir. Konusu daha çok aşk olan mânilerde ayrılık, öğüt, eleştiri, ölüm gibikonuların da işlendiği görülür. Mânilerin uyak düzeni (aaxa) şeklindedir. Mânide ilk iki dize konuyla ilgisi olmayan doldurma dizelerdir. Bu söyleyene kolaylık sağlamak içindir. Temel duygu son dizede ortaya çıkar. Mâniler, birinci dizelerindeki hece sayısının eksik olması dize sayısı ve uyaklarının cinaslı olmasına göre adlar alır.
Düz mâni, dört dizeli, yedi heceli ve “aaxa” şeklinde uyak düzeni olan mânilerdir.
Gidene bak gidene \Güller sarmış dikene \Mevlâ sabırlar versin \Gizli sevda çekene
Cinaslı-Kesik mâni, yaygın olarak dört-beş dizeden oluşan, ilk dizesi yedi heceden daha az ve cinaslı uyakların kullanıldığı mânilere “cinaslı mâni” ya da “kesik mâni” adı verilir.
Karadan \Yârim gider gemiyle \Ben giderim karadan \Ciğerim göz göz oldu \Görünmüyor karadan \Hak beni ayırmasın \Kaşı gözü karadan
Yedekli mâni, dört veya beşten fazla dizeyle kurulan mânilere “yedekli mâni” veya “artık mâni” denir. Yedekli mânilerde cinas kullanılmaz.
Derdim var beller gibi \Söylemem eller gibi \Kalbimin hüzünü var \Yıkılmış eller gibi \ Gözlerimden yaş akar\ Bulanmış seller gibi
Türkü
Ezgiyle söylenen anonim halk edebiyatı nazım şeklidir. Türkülerin çoğu halkın sözlü geleneğinde doğup gelişir fakat âşık şiirleri gibi düzenleyicisi belli olan türküler de vardır. Türkü Anadolu’nun bazı yerlerinde “yır” adıyla da anılır. Türkülerde genellikle aşk, ayrılık, özlem, gurbet, ölüm gibi lirik konular işlenir. Türkü halk edebiyatının en zengin alanıdır. Türkü bentleri yapı ve sözleri bakımından iki bölümden oluşur. Birinci bölüm türkünün asıl sözlerinin olduğu bölümdür ki bent adı verilir. İkinci bölüm ise her bendin sonunda yinelenen nakarattır. Bu bölüme bağlama ya da kavuştak denir. Bentler ve kavuştaklar kendi aralarında uyaklanırlar. Türküler hece ölçüsünün her kalıbıyla söylenir. Genellikle yedili, sekizli ve on birli hece kalıpları kullanılır.
Âşık Tarzı Türk Halk Şiiri
- yüzyıldan itibaren Anadolu’da âşık denen kişilerce ortaya konan, kendine özgü biçim ve içeriği olan halk edebiyatı koludur. Âşık edebiyatı, İslâmiyet’ten önceki sözlü edebiyatın devamı sayılabilir. İslâmiyet’ten önce “ozan, baksı, kam, şaman” diye anılan şairler, İslâmiyet’ten sonra âşık adını almıştır.
İnanışa göre âşık, şairlik gücünü rüyasında gördüğü pirin sunduğu aşk badesini içip sevgilinin hayalini görerek kazanır. Âşığa rüyada sunulan tasın içindeki içeceğe “aşk dolusu, pirlik, erlik, aşk badesi” gibi isimler verilmiştir. Âşıklar yeteneklerini atışmalarda gösterirler. Atışma sırasında iki âşık karşı karşıya gelir, orada bulunanlardan birinin ayak (uyak, anahtar kelime) vermesiyle atışma başlar. Âşıklardan birinin bu ayağa uygun dörtlük söyleyemediği anda âşık yenilir. Atışma sona erer. 17. yüzyıldan itibaren kimi âşıklar hecenin yanında aruzu da kullanmaya başlamışlardır. “Âşık Ömer, Kâtibî, Gevherî, Dertli, Bayburtlu Zihni” şiirlerinde hem heceyi hem de aruzu kullanmıştır. Böylece halk edebiyatın da aruzla yazılan “divan, selis, kalenderi, semai, satranç, vezn-i ahar” gibi nazım şekilleri kullanılmıştır.
Âşık Edebiyatı Nazım Şekilleri
Koşma, halk edebiyatının en sevilen ve yaygın türüdür. Genellikle 11’li hece ölçüsü kullanılır, nazım birimi dörtlük, birim sayısı 3-5 arasındadır. Koşmaların uyak düzeni (xaxa, bbba,ccca…) ya da (abab,cccb,dddb…) şeklindedir. Koşmanın divan edebiyatındaki gazele benzetilmesinin nedeni; her iki nazım şeklinin de “aşk, sevgi, güzellik, doğa güzelliği” gibi konuları işlemesidir.
Semai, koşmadan sonra en çok ilgi gören nazım şeklidir. Özel bir ezgiyle söylenir. Semai, koşmaya benzer. Temel fark semaide sekizli, koşmada on birli hece ölçüsünün kullanılmasıdır. Semailerde az sözle çok şey anlatmak esastır.
Varsağı, kafiye düzeni koşmaya benzer. Nazım birimi dörtlük, nazım birimi sayısı 3-5 arasındadır. Genellikle hecenin 8’li kalıbıyla söylenir. Bu yönüyle semaiye benzer, aralarındaki temel fark ezgileridir. Varsağıda yiğitçe bir söyleyiş göze çarpar. Şiire kahramanlık, yiğitlik, mertlik havası vermek için “aman hey, be hey, hey gidi!” gibi ünlemler kullanılır.
Destan, âşık edebiyatı nazım şekillerindendir. Nazım birimi dörtlüktür, birim sayısı birkaç ya da yüzlerce dörtlükten oluşabilir. Destanların uyak örgüsü koşma gibidir, hecenin on birli kalıbı kullanılır. Destanlarda, toplumun hafızasına kazınmış olaylar “kahramanlık, savaş, göç, doğal felaketler…” görülür.
Karacaoğlan
- yüzyıl halk şairi Karacaoğlan’ın yaşamı hakkında çok fazla bilgi yoktur. Karacaoğlan’ın şiiri daha çok aşk ve doğa üzerine kuruludur. Ayrılık, gurbet, sıla özlemi ve ölüm en çok kullandığı temalardır. Şiirlerinde doğanın çok iyi gözlemlenmesinden kaynaklı olarak benzetmeler kullanır. Güneydoğu Anadolu, Çukurova, Toroslar ve Gavur Dağları yörelerinde yaşayan Türkmen aşiretlerinin yaşayış, duyuş ve düşünüş özellikleri şiirlerine yansır. İlk kez onun şiirinde sevgililerin adları söylenir: Elif, Ayşa, Zeynep, Hürü, Döndü, Döne, Esma, Emine, Hatice…
Karacaoğlan’ın dili, aynı dönemde yaşayan birçok şairin aksine yalın ve temizdir. Şiirlerini hece ölçüsünün 11’li (6+5), 8’li (4+4) kalıplarıyla söylemiştir. Karacaoğlan; Pir Sultan Abdal, Âşık Garip, Köroğlu, Öksüz Dede, Kul Mehmet’ten etkilenmiştir.
Şairin bugüne kadar beş yüzün üzerinde şiiri yazılı kaynaklara geçirilmiştir.
Divan edebiyatı
Divan edebiyatı, Türklerin İslamiyet’i kabul etmesinden sonra 13. yüzyıldan itibaren Anadolu’da İslam etkisinde gelişen ve 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yerini Batı etkisinde gelişen Türk edebiyatına bırakan edebiyattır. Bu edebiyatın ortaya çıkmasında Arap ve İran edebiyatının etkisi büyüktür. Divan edebiyatı, şiir ve nesir alanında dinî, sosyal, kültürel ve tarihî birçok kaynaktan beslenmiştir. Bunlar; Kur’an, hadisler, kısas-ı enbiya, evliya menkıbeleri, tasavvuf, şehname, tarihî olaylar, kişiler ve günlük hayata dair kaynaklardır. Sanatçıların şiirlerinde söz sanatlarına oldukça fazla yer verdiği divan şiirinde dil süslü ve sanatlıdır. Divan edebiyatında soyut anlatım ön plandadır. Duygu ve düşünceler mazmun adı verilen kalıplaşmış benzetmelerle ifade edilmiştir. Bu, divan edebiyatını basmakalıp ifadelere sürüklemiştir. Örneğin; nergis-göz, badem-göz, keman-kaş, ok-kirpik, servi-boy, servi revan-yürüyen sevgili, gonca-ağız, yılan(mar)-saç, gece-saç, inci-diş, kıl (muy )-ince bel, gül-sevilen, bülbül-seven…
Divan şiirinde en çok kullanılan nazım birimi beyittir. Beyitler kendi içinde anlam bütünlüğüne sahiptir. Bütünde değil parçada anlam bütünlüğü sağlanmaya çalışılmıştır. Büyük çoğunluğu aruz ölçüsüyle kaleme alınan divan şiirlerinde, Arap ve İran edebiyatından alınan nazım şekilleri kullanılmıştır. Genellikle tam ve zengin uyak ile yazılmıştır. Şiirlerin son beytinde şairler genellikle mahlas adı verilen takma ad kullanmıştır. Divan şiirinde nazire geleneği yaygındır. Nazire, bir şairin başka bir şairden etkilenerek aynı ölçü ve uyak ile yazdığı şiirlerdir.
Divan edebiyatı nazım şekilleri; gazel, kaside, mesnevi, kıt’a, müstezat, rubai, tuyuğ, murabba, şarkı, terkibibent, terciibent…
Gazel: Divan edebiyatı nazım şekillerinden gazel; divan şiirinde aşk, kadın, şarap konularında yazılan lirik şiirlerdir.
- Nazım birimi beyit, birim sayısı 5-15 arasındadır.
- Uyak örgüsü (aa, ba,ca,da…) şeklindedir.
- Gazelin ilk beytine “matla” son beytine “makta”, en güzel beytine “beytül gazel” denir. Gazelin son beytinde şairin mahlası geçer.
- Aralarında konu birliği bulunan gazellere “yek ahenk”, her beyti aynı güzellikte olan gazellere “yek avaz” gazel denir.
- Bazı gazellerde iç kafiyeye yer verilir. Dize ortaları uyaklı olan, ortadan ikiye bölünüp dörtlük yapılabilecek şekilde yazılan gazellere musammat gazel denir.
Konularına göre gazeller çeşitli adlar alır:
Âşıkâne gazel: Aşkla ilgili acı, mutluluk gibi duyguların dile getirildiği gazellerdir. Bu gazellere en iyi örnek Fuzuli’dir.
Rindane gazel: Yaşamı, içkiyi konu alan gazellerdir. Baki örnek verilebilir.
Şuhane gazel: “Nedimane” gazel de denir. Sevgiliyi aşkın verdiği zevkleri, zarif ve çapkın bir edayla anlatan gazellerdir. Nedim’in gazelleri buna güzel örnektir.
Hakimane gazel: Öğretici, öğüt verici nitelikte gazellerdir. “Hikemi tarz” olarak da bilinen bu tarz gazellerin öncüsü Nabi’dir.
Kaside: Divan şiirinde din ve devlet büyüklerini övmek için yazılmış şiirlerdir.
- Nazım birimi beyit, birim sayısı 33-99 arasındadır.
- Aruz ölçüsüyle yazılır.
- Kafiye şeması gazel gibidir: aa- ba- ca- da-…
- Kasidenin ilk beytine “matla”, son beytine “makta”, en güzel beytine “beytü’l-kasîd”, şairin mahlasının geçtiği beyte “taç beyit” adı verilir.
Kasidenin bölümleri şunlardır:
- Nesib \ Teşbib: Kasidenin giriş bölümüdür. 15-20 beyit kadar olan bu bölümde, konuyla ilgisi olmayan durumların (bahar, kış, ramazan vb.) tasvirleri yapılır.
- Girizgâh: Kasidenin, nesib bölümünden asıl bölüm olan methiye bölümüne geçerken söylenen beyit ya da beyitlerden oluşan bölümdür. Bu bölüm iki bölümü birleştiren basamak görevindedir.
- Methiye: Kasidenin sunulduğu kişinin övüldüğü bölümdür. Kasidenin asıl bölümüdür. Beyit sayısı sunulan kişiye ve şaire göre değişir.
- Tegazzül: Gazel söyleme anlamına gelir. Kasidede, kaside ile aynı ölçü ve uyakta bir gazel söylenmesidir. Bu bölümün her kasidede bulunması zorunlu değildir.
- Fahriye: Kasidede şairin kendisini, sanatını övdüğü bölümdür
- Dua: Kasidenin son bölümüdür. Bu bölümde övülen kişi ile ilgili iyi dileklerde bulunulur, dua edilir.
Kasideler;
- Rediflerine (gül redifli kasideler “verdiye”) ,
- Nesiblerine (giriş bölümünde bahar anlatılılanlar “bahariye”) ve
- Konularına (Tevhit; Allah’ın birliğini anlatan kasideler, Münacaat; Allah’a yakarış ve niyaz bildiren kasideler, Naat; Hz.Muhammed’i övmek için yazılan kasideler, Medhiye; padişah, sadrazam, şeyhülislâm… gibi devrin büyüklerini anlatan kasideler, Hicviye; bir kimseyi olay veya durumu yermek için yazılan kasideler, Mersiye; önde gelen birinin ölümünden duyulan acıyı dile getiren kasideler) göre ad alırlar.
“Su Kasidesi” adlı naat örneği Fuzuli’nin Türkçe Divan’ındadır.
Bakî (1526-1600)
Osmanlı Divan Edebiyatı’nda şiire biçim ve içerik açısından birçok yenilik getirmiş ve yaşarken “sultanü’şşuârâ” (şairler sultanı) unvanını almıştır. Kanuni Sultan Süleyman’ın ölümü üzerine duyduğu üzüntüyü anlatan “Kanuni Mersiyesi”ni yazmıştır. Başarılı kasideleri de olmasına rağmen gazel şairi olarak tanınır. Şiirlerinde tasavvufa değil, dünyevi aşka önem verdi.
Duru ve temiz bir İstanbul Türkçesinin yanı sıra şiirlerinde halk deyimleri ve söyleyişleri de kullandı. Başında münacaat ve na’t bulunmayan divanında 27 kaside, 2 terkibibend, 1 terciibend, 7 tahmis, 619 gazel, 24 kıta, bir tarih ve 38 müfred yer alır. Çevirileri ve dinî konularda eserleri de var.
Eserleri: Dîvân-(4508 beyitlik, en önemli eseri), Fazâ’ilü’l-Cihad, Fazâil’i-Mekke, Hadîs-i Erbain Tercümesi…
Fuzûlî (1480? – 1556)
Azeri asıllı Türk şairdir. Öğrenimi hakkında kesin bir bilgi olmayıp, eserlerinden İslâmî bilimler ve dil alanında çok iyi bir eğitim aldığı anlaşılmaktadır. Türkçe divanının ön sözünde, “Bilimsiz şiir temelsiz duvar gibidir, temelsiz duvar da değersizdir.” demektedir.
Eserlerinde kullandığı dil, dönemindeki divan şairlerine göre daha sade ve anlaşılır bir Türkçedir. Halk deyişlerinden bolca yararlanmıştır.
Leyla ve Mecnun mesnevisi aynı konuda yazılmış (Arapça ve Farsça dahil) en iyi mesnevilerden biridir. Kanuni’nin Bağdat’ı fethinden sonra padişaha kasideler sunmuştur. Padişah tarafından beğenilen kasideler karşılığında 9 akçelik maaşla ödüllendirilmiştir. Maaşını alamayınca ünlü mektubu Şikayetnãme’yi yazmıştır. Şikayetnamesinde;
“Selam verdim rüşvet değildir diye almadılar.
Hüküm gösterdim faydasızdır diye mültefit olmadılar” der.
Eserleri: Türkçe, Arapça ve Farsça olmak üzere üç dilde de eserler vermiştir. Divan, Beng ü Bade, Leyla ile Mecnun, Kırk Hadis, Hz. Ali Divanı , Hadikatü’s-Süeda, Mektuplar (Mektubat), Divan, Enis’ül-Kalb, Heft Cam (sâkinâme), Rind ü Zahid, Risale-i Muamma, Dîvan (manzum), Matlau’l-itikad (mensur)…
Şarkı
Divan şiirine Türklerin kazandırdığı, halk edebiyatındaki türkü ve koşmadan esinlenerek oluşturdukları nazım şeklidir. Dörtlüklerle yazılan bu nazım şeklinin bentlerle yazılan şekilleri de vardır. Bent sayısı 3 ile 5 arasında değişir. Bestelenmek için yazıldığından bent sayısı fazla değildir. Şarkıların konusu genellikle “aşk, sevgili, eğlence” gibi din dışı konulardır. Şarkıda her bendin üçüncü dizesine miyan (orta) ya da miyanhane; sonda tekrarlanan dizeye de nakarat denir. Şarkının uyak düzeni (aaax, bbbx…) şeklindedir. Lale Devri şairi Nedim, bu türün en büyük şairidir. Nedim şiirlerinde mahallileşme akımını ustaca kullanmıştır.
Mahallileşme akımının başlıca özellikleri şunlardır:
- Halkın konuştuğu İstanbul Türkçesine özgü söyleyiş özelliklerinin, deyim ve mecazların şiire girmesi,
- Divan şiirinin soyut dünyası dışına çıkılarak şiirde günlük yaşamı yansıtan ögelere yer verilmesi; örneğin, yaşanan mekânlara ve gerçek sevgililere ilişkin betimlemeler yapılması.
Nedim
Türk edebiyatında “şarkı” denilince akla gelen ilk şairdir. Asıl adı Ahmet’tir. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Müderrislik, İbrahim Paşa’nın kütüphanesinde müdürlük yapmıştır. Lale Devri’ne tanık olmuştur. 1730 Patrona Halil isyanında ölmüştür.
Nedim, divan şiirine yenilik getirmiş, bu şiirin soyut dünyasından çıkarak dış dünyayı ve duyguları gerçek yönleriyle vermeye çalışmıştır. Halk zevkinin inceliklerine dikkat etmiş, halk deyimlerini ve söyleyişlerini şiirlerinde kullanmıştır. İstanbul Türkçesi onunla büyük ölçüde şiir dili hâline gelmiştir. Klasik şiirin mazmunlarının yanında yeni mazmunlar oluşturmuştur. Şiirlerinde maddi ve beşeri aşkı, şen şakrak ve çarpıcı bir şekilde dile getirmiştir. Güçlü tasvirleri, ince hayalleri ve güzel anlatımıyla yaşadığı Lale Devri’ni ve eğlencelerini başarılı bir şekilde anlatmıştır.
Farsça şiirleri de olan şairin hece vezniyle bir de türküsü vardır. Divan’ından başka Arapçadan bazı tercüme nesirleri vardır.
Dil Bilgisi
İsim Tamlamaları
En az iki tane ismin oluşturduğu tamlamalardır. Bu tamlamalarda birinci isim “tamlayan’’ ikinci isim ise “tamlanan’’ adını alır. Tamlayan ilgi ekini, tamlanan ise iyelik ekini alır.
Tamlayan ekleri (ilgi hâli eki): -ın, -in, -un, -ün, -(n)ın, -(n)in, -(n)un, -(n)ün.
Tamlanan ekleri (iyelik eki): -ı, -i, -u, -ü, -(s)ı, -(s)i, -(s)u, -(s)ü.
- Belirtili İsim Tamlaması
Dağların suyu aktı. (tamlayan- dağların) (tamlanan- suyu)
Birinci isim tamlayan ekini (-ın,-in,-un,-ün) ikinci isim de tamlanan ekini (-ı,-i,-u,-ü) aldığında bu kelime grubu belirtili isim tamlaması olur.
UYARI: İsim tamlamalarında iki unsurun da isim olması gerekir.
Belirtili İsim Tamlamalarının Özellikleri
- Belirtili isim tamlamalarında tamlayan ile tamlanan yer değiştirebilir:
Bırakmıyor yakasını Yunus’un. (Yunus’un yakası)
- Belirtili isim tamlamalarının tamlayanı ya da tamlananı zamir olabilir:
Güllerin bazıları, herkesin fikri…
- Tamlayan ile tamlanan arasına başka kelimeler girebilir:
Sevgilinin bahçede açılan narçiçeği. (Tamlayan ve tamlanan arasına sıfat-fiil girmiştir.)
- İsim tamlamalarında birden fazla tamlayan ya da tamlanan bulunabilir:
Sevgilinin ince uzun boyu fıstık çamı yürüyüş tarzı. (sevgilinin boyu, sevgilinin tarzı)
- Belirtisiz İsim Tamlaması
Tamlayanın ek almadığı sadece tamlananın ek aldığı isim tamlamalarıdır.
saadet yolu . (tamlayan- saadet) (tamlanan-yolu)
Belirtisiz İsim Tamlamalarının Özellikleri
- Belirtisiz isim tamlamalarında tamlayan ile tamlanan arasına hiçbir kelime girmez.
- Belirtisiz isim tamlamalarında yer isimleri oldukça fazladır.
Zigana Geçidi, Ok Meydanı…
- Bazı birleşik kelimeler belirtisiz isim tamlaması şeklinde oluşturulabilir.
Gülyağını fazla sürmüşsün. (gül+yağ-ı)
- Zincirleme İsim Tamlaması
Zincirleme isim tamlaması, ikiden fazla isimden oluşan isim tamlamalarıdır. Önceden oluşturulmuş olan bir isim tamlamasına yeni bir unsur (tamlayan ya da tamlanan) daha eklenmesiyle veya iki isim tamlamasının birleştirilmesiyle elde edilir.
Sevgilinin gül bahçesi [belirtisiz isim tamlaması]
Sevgilinin gül bahçesinin rengi. [zincirleme isim tamlaması]
Destanlar
Dünyaca tanınan Fin destanı Kalevala, Elias Lönnrot (Elyas Lönrot) tarafından Fin kabileleri arasından derlenmiştir. Eserde doğaya karşı uğraş veren kuzey insanları, onların aile erdemleri, bilgeliği ve sözün yaratıcı gücü övülür. Destan kahramanları, olağanüstü özelliklere sahiptir. Olaylar dört kişi etrafında döner. Lemninkainen (Lemninkayne), Pohjola (Pojola)’nın (kuzey yöreleri) en güzel kızının gönlünü kazanmaya çalışan kişidir. İlmainen (İlmanen), insanlara mutluluk getirdiğine inanılan fakat onları savaşa sürükleyen Sampo (Samfo) adlı büyülü değirmeni yapan demircidir. Vainamoinen, sözün büyülü gücünden yararlanan, tek gücü bilgelik olan yaşlı bir ozandır. Lempa ise kötülük ruhudur.
Aslı ölçülü ve uyaklı olan bu manzum destan dünyanın pek çok diline çevrilmiştir. Destan Finlilerin ulusal bilinçlerinin uyanmasında, unuttukları ana dillerini öğrenmelerinde oldukça önemli bir görevi yerine getirmiştir.
Destanlar; savaş, göç ve doğal yıkımlar gibi önemli olayların etkisiyle söylenmiş yiğitlik ve olağanüstülüklerle dolu uzun, manzum hikâyelerdir. Destanlar milletlerin yaratılışını, gelişimini, hayatta kalma mücadelelerini anlatır. Aynı zamanda ulusların ilk sözlü ürünleridir. Mekân ve zaman kavramları bulunsa da çok belirgin değildir. Daha çok olağanüstü özelliklere sahip kahramanlar ve bu kahramanların etrafında gelişen olaylar ön plandadır. Bu manzum hikâyeler ilahî bakış açısıyla yazılan epik şiirin ilk örnekleridir. Destanlar doğal ve yapma destan olarak ikiye ayrılır:
- Doğal destanlar: Doğal destanların söyleyeni belli değildir. Yazının bulunmadığı dönemlerde ortaya çıkmış destanlardır. Doğal destanlar üç aşamadan oluşur:
- Doğuş, oluşum aşaması: Milletlerin tarihini derinden etkileyen olayların ve kahramanların ortaya çıktığı zamandır.
- Yayılma aşaması: Yaşanan olaylar ve olaylar içindeki kahramanlar, sözlü gelenek yoluyla ağızdan ağıza, kuşaktan kuşağa aktarılır.
- Derleme aşaması: Sözlü gelenekteki destanların şairler tarafından derlenmesidir.
- Yapma destanlar: Bu destanlar belirli bir yazar tarafından eski örneklere uygun ve manzum olarak ele aldığı doğal destanlara benzeyen eserlerdir.
Dünya Edebiyatındaki Doğal Destanlar
Yunan Edebiyatı: İlyada ve Odysseia,
İran Edebiyatı: Şehname,
Fin Edebiyatı: Kalevala,
Hint Edebiyatı: Mahabharata, Ramayana,
Alman Edebiyatı: Nibelungen,
İngiliz Edebiyatı: Beowulf,
Rus Edebiyatı: İgor,
İspanyol Edebiyatı: La Cid,
Fransız Edebiyatı: Chansen de Röland,
Japon Edebiyatı: Şinto,
Sümer Edebiyatı: Gılgamış (Bilinen ilk destan)…
Efsane
Efsane; kişi, yer ve olayları konu alan, inandırıcılık özelliğine sahip olmakla birlikte olağanüstülüklere yer veren kaynaklarını genellikle geçmişten alan kısa ve anonim anlatılardır. Hayalî hikâye ve söylence olarak da tanımlanır. Efsanelerdeki temel amaçlardan önemlisi toplumsal değerlerin yaşatılmaya çalışılmasıdır. Bu değerler, daha çok örnek tipler aracılığıyla devam ettirilmiştir. Bu bakımdan toplum hayatında olumlu davranışları ile etkili olan toplumlara yön veren tiplerin davranış ve hareketleri, efsanelere konu olabilir. Halk kültürünün değerli verimlerinden olan efsanelerin ayrıca5 gelenek ve görenekleri korumak, insanlara ders vermek, kişilere ve yerlere saygınlık kazandırmak gibi toplum yaşamında önemli işlevleri vardır. Bir diğer özelliği ise efsanelere halkın inanmasıdır. Bu yönüyle efsaneler masallardan ayrılır. Efsanelerin konuşma diline dayalı düz bir anlatımı vardır.
Efsane türü 19. yy.ın başlarından itibaren Avrupa’da ilgi görmeye başlamıştır. Efsane konusunda önemli çalışmayı Grimm Kardeşler yapmıştır. Türk edebiyatında ise Pertev Naili Boratav, Saim Sakaoğlu, Şerif Aktaş, Metin Ergun’un çalışmaları bulunmaktadır. Türk efsanelerini; dünyanın yaratılışı ve sonu ile ilgili efsaneler, tarihî efsaneler, tabiatüstü şahıslar ve varlıklar üzerine efsaneler, dinî efsaneler gibi sınıflandırmak mümkündür. Dinî nitelikteki efsanelere menkıbe adı verilir.
Efsaneler oluşurken mitolojik kökler, tarihî kökler, dinî kökler, hayalî ve fantastik köklerden beslenir. Anadolu kaynaklı efsanelerin hemen hemen hepsi yaşanmış olayları yansıtır ve yaşamış kişileri konu alır.
Anadolu kaynaklı efsanelere örnekler:
Truva Atı (Çanakkale)
Sümela Manastırı efsanesi (Trabzon)
Kız Kulesi efsanesi (İstanbul)
Balıklı Göl efsanesi (Urfa)
Gelin Kayası, Yusufçuk Kuşu, Çoban Çeşmesi gibi birçok efsane günümüzde halk arasında hâlâ söylenen efsanelerdir.
Oğuz Kağan Destanı
Oğuz Kağan Destanı, MÖ 209-174 yılları arasında hükümdarlık yapan Hun hükümdarı Mete’nin doğumunun, savaşlarının ve Türk birliğini kurmasının anlatıldığı destandır. Sekizli ve on ikili hece ölçüsü kullanılmıştır. Eserde Oğuz Kağan’ın hükmettiği boyları yirmi dört kola ayırması, bu boylara isimler ve toprak vermesi, Oğuz Kağan’ın bütün dünyaya hâkim olmak istemesi, ülkesini oğulları arasında paylaştırması anlatılır. Ayrıca Türklerin devlet anlayışı ve sosyal hayatlarıyla ilgili; avcılık, ok ve kargı kullanma, göçebelik, atı evcilleştirme, hayvancılıkla uğraşma gibi unsurlara ait birçok ipuçlarını da görmek mümkündür. Eserde sade dil kullanılmış, destanların özellikleri olan ışık, ağaç, kurt, aksakallı ihtiyar gibi mitolojik ögelere yer verilmiştir.
Türk Destanlarının Özellikleri
- Çin, İran, Arap, Bizans ve Batı kaynaklarından derlenmiştir.
- Baksı, ozan, yırçı, şair adı verilen kişiler tarafından saz eşliğinde söylenir.
- Alp, bilge, kadın ve alp-eren tipleri görülür.
- Türk destanlarında “gök börü (bozkurt), ağaç, ışık, at, düş, kırklar, mağara ve pir” motifleri kullanılır.
İslamiyet Öncesi Türk Destanları
- Altay-Yakut Türkleri: Yaratılış Destanı
- Saka Türkleri
- Alp Er Tunga Destanı, Şu Destanı
- Hun-Oğuz Türkleri
- Oğuz Kağan Destanı, Attilâ Destanı
- Göktürk Destanları
- Bozkurt Destanı, Ergenekon Destanı
- Siyenpi Destanı
- Uygur Destanları
- Türeyiş Destanı, Göç Destanı
İslamiyet Sonrası Türk Destanları
- Kırgız-Kazak: Manas Destanı
- Türk-Moğol: Cengiz Han Destanı
- Tatar-Kırım: Timur ve Edige Destanları
- Karahanlı Dönemi: Saltuk Buğra Han Destanı
- Selçuklu-Beylikler-Osmanlı Dönemi: Seyyid Battal Gazi Destanı, Danişment Gazi Destanı, Köroğlu Destanı
Dede Korkut Destanı ve Manas Destanı geçiş dönemine ait olduğundan bu destanlarda İslamiyet öncesi ve İslami unsurlar iç içedir.
Bahaeddin Ögel (1923-1989)
Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümünden mezun olmuştur. Aynı fakültede “Uygurların Menşe Efsaneleri, Uygur Devletinin Kuruluşu” konulu doktora tezini tamamlamıştır. 1964’te profesörlüğe yükselmiştir. Üniversite hayatı boyunca önemli eserler vermiş ve sayısız öğrenci yetiştirmiştir. Gerek yurt içinde ve gerekse yurt dışında çeşitli bilimsel kurul, komisyon ve jürilerde görev almıştır. Almanca, İngilizce, Fransızca, Çinçe, Farsça dillerini iyi derecede bilen Türk kültür tarihi sahasında verdiği eserlerle tanınan Ögel saygın bir tarihçidir.
Eserleri: Türk Kültür Tarihine Giriş (Dokuz cilt), İslamiyet’ten Önce Türk Kültür Tarihi, Türk Kültürünün Gelişme Çağları, Türk Mitolojisi, Kaynakları ve Açıklamaları ile Destanlar, Büyük Hun İmparatorluğu Tarihi, Türklerde Devlet Anlayışı.
Türklerin Anadolu’yu vatan edinmelerinden sonra üç tane önemli destanları olmuştur. Bu eserler; Battal Gazi Destanı, Danişment Gazi Destanı ve Saltuk Gazi Destanı’dır. Türk Dünyası’nın bütün destanları dikkate alındığında binin üzerinde Türk destanının olması, Türklerin destan kültürü bakımından çok ileride olduğunu gösterir. Battal Gazi Destanı, Anadolu’da oluşmuş destan zincirinin ilk halkasıdır.
Battal Gazi Destanı
Battal Gazi Destanı’nın, konu bakımından Türklerle ilgili olmamasına rağmen Türkler tarafından çok sevilmesinin sebebi, Battal Gazi’nin İslamiyet’in yayılması uğruna kahramanlık göstermesi ve kahramanlığın mekânının Anadolu olmasıdır.
Battal Gazi Destanı’nın konusu kısaca Müslüman-Hristiyan savaşlarıdır. Bir tarafta Bizans kayseri, diğer tarafta İslâm dünyasının halifesi vardır. Kayser, sık sık ordu hazırlayıp Malatya üzerine sefer düzenler. Kayserin arkasında her defasında çok güçlü bir ordu vardır. Ancak Battal Gazi önderliğindeki İslam ordusuna her defasında yenilirler. Battal Gazi destanı, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethine kadar süren Arap-Bizans, sonra Türk-Bizans mücadelelerinin atmosferi içinde doğmuş, yüzyıllar içinde gelişmiş ve sonradan yazıya geçirilmiştir. Kuşatmada gösterdiği üstün cesaret ve komutanlık dolayısıyla kendisine “Battal” denilen bu kahramanın Seyyid Battal Gazi olduğu sanılmaktadır.
Ahmet Kabaklı (1924-2001)
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji Bölümünde yüksek tahsilini tamamladı. Diyarbakır ve Manisa Liselerinde edebiyat öğretmeni olarak çalıştı. 1956 yılında bir yıllık eğitim stajı için MEB tarafından Paris’e gönderildi. 1974’te emekliye ayrıldı. Daha sonra Türk Musikisi Devlet Konservatuarı’nda edebiyat dersleri verdi (1975). Türk Edebiyatı Cemiyetinde ve Türk Edebiyatı Dergisinde yöneticilik yaptı.
Eserleri: Kültür Emperyalizmi, Müslüman Türkiye, Mabet ve Millet, Mehmet Akif, Yunus Emre, Mevlana, Şiir İncelemeleri, Doğudan Doğuş, Türk Edebiyatı 5 Cilt, Alperen, Millete Vurulan Canlı Pranga: Bürokrasi, Sultanü’ş Şuara Necip Fazıl, Nazım Hikmet, Ejderha Taşı, Şair-i Cihan Nedim…
Fazıl Hüsnü Dağlarca, Üç Şehitler Destanı’nda, Türk ulusunun vatanı ve bağımsızlığı uğrunda destanlaşan Kurtuluş Savaşı’nı coşkun bir dille anlatır. Ulusumuzun yiğitliğini, özentisiz, yalın bir dille ama destanlaşan biçimde dile getirir. Türk edebiyatının en verimli şairlerinden olan Dağlarca, çok geniş konularda şiirler kaleme almıştır. Şairin konu edindiği temalardan biri de Milli Mücadele’dir. Şair, destan için “Destanlar bir ulusun bilinç dışıdır. Destan yazmak o ülkenin sanatçıları için en büyük onurdur. Sanatçılar, bağlı oldukları dilin bütün olanaklarını bilerek, kullanarak, yaşayarak destan yazabilme yeteneğine ulaşırlar.” der. Yapma destan bir şairin, toplumu etkileyen herhangi bir olayı doğal destanlara benzeterek söylemesi sonucu oluşan destanlardır. Yazarı belli olan daha yakın zamanda yazılan ve olağanüstü durumlara az yer veren bir destan türüdür. Doğal destandan temel farkı, anonim nitelik taşımamasıdır. Bir şair tarafından, doğal destanlara benzetilerek yazılır. Yakın zamanda yer alan olaylar ele alınır. Olağanüstü olaylara ve kahramanlara az yer verilir.
Dünya Edebiyatındaki Yapma Destanlar
Latin Edebiyatı: Aeneis (Vergilius)
İngiliz Edebiyatı: Kaybolmuş Cennet (J. Milton)
Fransız edebiyatı: Henriade (Voltaire )
Portekiz edebiyatı: OsLusiadas (Camoens )
İtalyan Edebiyatı: Kurtarılmış Kudüs (T. Tasso), İlahi Komedya (Dante), Çılgın Orlando (Ariosto)
Türk edebiyatında yapma destanlara örnekler
İstanbul Fetih Destanı, Fazıl Hüsnü Dağlarca
Çanakkele Destanı, Fazıl Hüsnü Dağlarca
Çanakkale Şehitlerine, Mehmet Akif Ersoy
Genç Osman Destanı, Kayıkçı Kul Mustafa
Kuvayi Milliye Destanı, Nazım Hikmet
Kurtuluş Savaşı Destanı, Cahit Külebi
Sakarya Meydan Savaşı, Ceyhun Atuf Kansu
Fazıl Hüsnü Dağlarca ( 1914-2008 )
İstanbul’da doğdu. İlk ve orta öğretimini Anadolu illerinde yaptı. Harp okulunu 1935’te bitiren şair, piyade subayı olarak yurdun çeşitli yerlerinde bulundu. 1950’de askerlikten ayrılıp serbest hayata geçti. Dağlarca’nın ilk şiir kitabı Havaya Çizilen Dünya’dır. İlk şiirlerinde Necip Fazıl Kısakürek’in etkisinde kalmış kendi şiir çizgisine yönelişi “Çocuk ve Allah” ve “Daha” kitaplarıyla olmuştur.
Dağlarca’nın şiirleri; toplumcu-gerçekçi şiirleri, felsefi-lirik şiirler, destanlar ve çocuk şiirleri olarak sınıflandırılabilir. Bireysel tutkularla toplumsal gerçekleri; bol mecazlar, hayaller ve imgelerle ortaya koyan şairin şiirleri genellikle epik-lirik-didaktik ve toplumsal gerçeklik çerçevesindedir.
Eserleri: Havaya Çizilen Dünya, Çocuk ve Allah, Daha, Toprak Ana…
Dil Bilgisi
Sıfat Tamlamaları
Bir veya daha fazla sıfatın bir (veya daha fazla) ismi sayı, renk, biçim, hareket, durum, sayı ve yer bakımından nitelediği veya belirttiği kelime gruplarına sıfat tamlaması denir.
Sıfat Tamlamalarının Özellikleri
Sıfat tamlamalarında birinci kelimeye tamlayan; ikincisine de tamlanan denir. Tamlayan, tamlananın anlamını bütünler. Tamlayan yani sıfat yardımcı unsurdur; tamlanan yani isim de asıl unsurdur. Tamlayan başta gelir, tamlanan sondadır. İsim tamlamasında olduğu gibi sıfat tamlamasında da tamlananla tamlayanın nereden ayrılacağı iyice kavranmalı, anlam her zaman ön planda tutulmalıdır.
Kayanın doruğunda her dem ak bulutlar dolanır. (tamlayan- ak, tamlanan- bulutlar)
Bu kayanın çok uzağından bir yol geçer. (tamlayan- bu, bir; tamlanan-kaya, yol)
Bütün sıfatlarla sıfat tamlaması yapılabilir:
Niteleme Sıfatıyla kocaman / iri gözleri, yakın arkadaş…
İşaret sıfatıyla
Bu soruya cevap veremiyordu.
Öteki köyleri dolaştı.
Beriki masaları da taşıdılar.
Asıl sayı sıfatıyla
Her gün iki saat dağlarda gezinirmiş.
Bir ağaç bile diksen, iyi olur.
Yüz yıl öncesini hayal bile edemezsin.
Sıra sayı sıfatıyla
birinci gün, ikinci gelişimiz…
Kesir sayı sıfatıyla
yarım ekmek, çeyrek (dörtte bir) ekmek…
Üleştirme sayı sıfatlarıyla
İkişer kavun, birer gün arayla…
Belgisiz sıfatlarla
kimi insanlar, bir yaz gecesi, her soru, birtakım insanlar, birkaç kişi, bütün varlıklar…
Soru sıfatlarıyla
Kaç gün sonra geleceksin?
Ne gün geleceksiniz?
Sıfat-fiillerle veya sıfat-fiil gruplarıyla
Penceresinden kavak ağaçları görünen / bir köy okulu
Ağaçları silkeleyen / rüzgâr
uçuşan / polenler
Uyarı: Sıfat ve zarfların anlamlarını, miktar ve derece bakımından tamamlayan zarfların meydana getirdiği kelime grupları da birer sıfat tamlamasıdır.
çok güzel, pek doğru, daha gösterişli…
Uyarı: Sıfat tamlamasında sıfatla isim arasına noktalama işareti konmaz.
Genç adama gülümseyerek baktı. (genç: sıfat)
Genç, adama gülümseyerek baktı. (genç: isim, özne)
Uyarı: Birkaç sıfat, arka arkaya sıralanarak bir ismi niteleyebilir veya belirtebilir:
Karanlık, korkutucu ve soğuk bir yerdi.
İnatçı, vakur, dimdik bir duruşu vardı.
Aynı şekilde bir sıfat birden fazla isme ait olabilir:
Yüksek dağlar, tepeler, yaylalar, o bölgenin coğrafi yapısını oluşturur.
Uyarı: Tamlanan, tamlayan ya da her ikisi birden kelime grubu olabilir. Sıfat tamlaması da başka bir sıfat tamlamasında tamlayan ya da tamlanan olabilir:
Şu / yelekli adam, yumuşak ve ürkek /bakışlar
AÖL Türk Dili ve Edebiyatı 3 Testleri
Açık Lise (543) Türk Dili ve Edebiyatı 3 Testi (temmuz 2019)
Açık Lise (543) Türk Dili ve Edebiyatı 3 Testi (Nisan 2019)
Açık Lise Türk Dili ve Edebiyatı 3 Testi (Aralık 2018)
Açık Lise Türk Dili ve Edebiyatı 3 Testi (Temmuz 2018)
Açık Lise Türk Dili ve Edebiyatı 3 Testi (Nisan 2018)
Açık Lise Türk Dili ve Edebiyatı 3 Testi (Mart 2018)

Mobil Uygulamamızı İNDİRİN! AÖL Yeni Müfredat Çıkmış Sınav Sorularını Çözün!
Etiketler: Konu Başlıkları, Türk Dili ve Edebiyatı 3 Konu Anlatımı
Eklenme Tarihi: 13 Ekim 2019






Konu hakkında yorumunuzu yazın